TERAZİNİN ŞAKÜLÜ KAYDI
DENİZ TURİZMİ BÜYÜK GEMİLERLE AYNI CEZA TERAZİSİNE KONULAMAZ
31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7590 sayılı Kanun, deniz turizmi sektörünün yapısını, işletme ölçeğini ve ekonomik gerçekliğini yok sayan ağır ve ölçüsüz yaptırımlar getirmiştir. Bir kefeye kiloları, diğer kefeye daraları koyarsanız terazinin şakülü kayar. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığını ivedilikle bu hatanın düzeltilmesi için göreve davet ediyoruz.
Kanunun özellikle gemiadamı istihdamına ilişkin hükmü kabul edilebilir değildir.
Yeni düzenlemeye göre, gemilerin asgari donatım belgesinde veya ilgili mevzuatta belirtilen gemiadamı nitelik ve sayısında eksiklik bulunması hâlinde, eksik olan her gemiadı için 250.000 Türk lirası idari para cezası uygulanacaktır.
Bu hükümde; geminin türü, boyu, grostonu, yolcu kapasitesi, sefer bölgesi, işletmenin ekonomik ölçeği, eksikliğin geçici veya sürekli olması, ihlalin seyir sırasında mı yoksa tekne bağlıyken mi tespit edildiği, eksikliğin can ve seyir güvenliği bakımından gerçek bir risk oluşturup oluşturmadığı arasında hiçbir ayrım yapılmamıştır.
Küçük ve orta ölçekli bir turizm teknesiyle binlerce grostonluk ticaret gemisi aynı ceza tutarına tabi tutulmuştur.
Bu, eşitlik değildir.
Bu, ekonomik gücü, faaliyet biçimi ve risk düzeyi birbirinden tamamen farklı işletmeleri aynı kalıba sokan açık bir ölçüsüzlüktür.
İki personelle çalışan küçük bir turizm teknesinde bir kişinin eksik olması hâlinde uygulanacak ceza 250.000 TL’dir. İki kişinin eksik olduğu kabul edilirse ceza 500.000 TL’ye, üç kişi için 750.000 TL’ye çıkmaktadır.
Bu tutarlar, büyük gemi işletmeleri için ağır bir yaptırım olabilir; ancak küçük ve orta ölçekli yat işletmeleri, günübirlik gezi tekneleri, guletler ve aile işletmeleri açısından bir sezonun değil, işletmenin tamamının sonu anlamına gelebilir.
DENİZDE GÜVENLİK TARTIŞILMAZ, ÖLÇÜSÜZ CEZA DA KABUL EDİLEMEZ
Bizim itirazımız denetime, güvenliğe veya nitelikli personel istihdamına değildir.
Denizde can ve seyir güvenliği tartışılmazdır.
Ancak güvenlik adına getirilen yaptırım; fiilin ağırlığıyla, ortaya çıkan riskle, geminin niteliğiyle, işletmenin ölçeğiyle orantılı olmak zorundadır.
7590 sayılı Kanun, eksik gemiadamı konusunda ilk ihlal ile tekrarı, kasıt ile geçici zorunluluğu, büyük ticaret gemisiyle küçük turizm teknesini ayırmamaktadır.
Bir personelin hastalanması, acil nedenle tekneden ayrılması veya belge işlemlerinin kısa süreli gecikmesi gibi geçici durumlar ile personelin bilinçli biçimde hiç istihdam edilmemesi arasında açık bir ayrım kurmamaktadır.
Dahası, kanunun başka hükümlerinde kusurun ağırlığı, ihmal ve kasıt dikkate alınırken, eksik gemiadamı hükmünde hiçbir değerlendirme yapılmaksızın doğrudan ve sabit 250.000 TL ceza uygulanmaktadır. Gemiadamlarının disiplin ihlallerinde ceza 5.000 TL ile 50.000 TL arasında kusurun ağırlığına göre belirlenirken, geçici bir personel eksikliği için 250.000 TL öngörülmesi kanunun kendi içinde dahi açık bir orantısızlık yaratmaktadır.
AYNI KANUNDA BİLE ÖLÇÜ VAR, TURİZM TEKNESİNE GELİNCE YOK
Kanun koyucu, bazı denizcilik cezalarında tekne boyuna göre kademelendirme yapmıştır. Örneğin deniz turizmi araçlarının seyir izin belgesi ihlallerinde cezalar;
10 metreden küçük tekneler, 10–25 metre arasındaki tekneler, 25 metre ve üzerindeki gemiler için farklı tutarlarda düzenlenmiştir.
Dolayısıyla gemi büyüklüğüne, kapasitesine ve faaliyet ölçeğine göre ayrım yapmak mümkündür.
Fakat sektör açısından en ağır ekonomik sonuçlardan birini doğuracak gemiadamı cezasında bu ayrım yapılmamıştır.
Seyir izin belgesi cezasında tekne boyunu dikkate alan bir kanunun, personel eksikliğinde 15 metrelik turizm teknesiyle büyük ticaret gemisini aynı tutara tabi tutmasının makul ve adil bir açıklaması yoktur.
TURİZM KARADA DESTEKLENİYOR, DENİZDE CEZALANDIRILIYOR
7590 sayılı Kanun, turizm işletmesi belgeli özel konaklama tesislerine 2026 yılı için sigorta primi desteği sağlamaktadır.
Ancak aynı destek; deniz turizmi aracı işletmelerine, yat işletmelerine, marina ve bağlantılı deniz turizmi işletmelerine tanınmamıştır.
Ortaya çıkan tablo son derece açıktır:
Karadaki turizm işletmesinin istihdam maliyeti desteklenirken, denizdeki turizm işletmesi destek kapsamı dışında bırakılmakta; tek bir personel eksikliği için ise 250.000 TL cezayla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin deniz turizmi politikasıyla bağdaşmamaktadır.
GÖRMEZDEN GELİNECEK BİR SEKTÖR DEĞİLİZ
Türkiye, yaklaşık 8.500 kilometrelik kıyı şeridi, yat turizmi, mavi yolculuk kültürü, marina altyapısı, kruvaziyer faaliyetleri ve tekne üretim kapasitesiyle dünyanın önde gelen deniz turizmi ülkelerinden biridir.
2025 yılında Türkiye’nin turizm geliri, bir önceki yıla göre yüzde 6,8 artarak 65 milyar 230 milyon 749 bin ABD dolarına ulaşmıştır.
Deniz turizminin; yat turizmi, marina işletmeciliği, kruvaziyer turizmi, mavi yolculuk ve kıyı turizmi faaliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde toplam turizm ekonomisi içinde yaklaşık yüzde 25 düzeyinde pay oluşturduğu ve ülke ekonomisine yaklaşık 16 milyar ABD doları katkı sunduğu değerlendirilmektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre işletme belgeli yat işletmeleri kapsamında Türkiye’de; 2.350 işletme, 3.001 yat, 26.009 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Bu yalnızca yat sahiplerinden veya tekne işletmecilerinden oluşan dar bir alan değildir.
Bu sektör; kaptanları, gemicileri, aşçıları, teknik personeli, tersaneleri, çekek yerlerini, marinacıları, acenteleri, bakım-onarım firmalarını, tedarikçileri, sigortacıları, tur operatörlerini, restoranları, yerel esnafı doğrudan besleyen geniş bir ekonomik ekosistemdir.
Muğla ili tek başına, 1 Ocak–30 Haziran 2026 döneminde gemi, yat ve hizmetleri alanında 10 milyon 643 bin 580 ABD doları ihracat gerçekleştirmiştir. 2025 yılının tamamında Muğla’nın aynı alandaki ihracatı 47 milyon 434 bin 260 ABD dolarıdır.
Muğla ve Ege kıyıları, Türkiye deniz turizminin tali bir bölgesi değil; üretim, işletme, istihdam, ihracat ve turizm gelirinin merkezlerinden biridir.
Biz göz ardı edilebilecek bir sektör değiliz.
Biz yok sayılabilecek bir ekonomi değiliz.
Biz yalnızca ceza uygulanacak bir faaliyet alanı hiç değiliz.
GEÇİŞ SÜRESİ VERİLMEDEN SEZON ORTASINDA YÜRÜRLÜĞE KONULDU
Düzenleme, turizm sezonunun en yoğun döneminde yayımlanmış ve denizcilik hükümleri bakımından aynı gün yürürlüğe girmiştir.
Sektöre; personel durumunu gözden geçirme, eksikleri tamamlama, donatım belgelerini yeniden inceleme, mevzuata uyum sağlama, çalışanların belge ve yeterlilik durumunu kontrol etme imkânı verecek makul bir geçiş süresi tanınmamıştır.
Yüz binlerce liralık cezalar getiren bir düzenlemenin gece yayımlanıp sabah uygulanmaya başlaması, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz.
SADECE GEMİADAMI CEZASI DEĞİL, BÜTÜN SEKTÖR BASKI ALTINDA
Kanunla; bağlama kütüğü işlemleri, ruhsat ve belge ibrazı, tekne adı ve bağlama limanı işaretlemeleri, tersane ve çekek yeri faaliyetleri, bakım, onarım ve tadilat işlemleri, karina ve koruyucu kaplama uygulamaları, kıyı tesisi ve yat limanı faaliyetleri için de ağır cezalar öngörülmüştür.
Bağlama kütüğü ruhsatının aslını veya elektronik nüshasını o anda ibraz edememek ile hiç kayıt yaptırmamış olmak aynı ceza aralığında ele alınmaktadır. Ruhsat gecikmelerinde ana cezaya ek olarak gecikilen her ay için ayrıca ceza uygulanmaktadır.
Tekne bakım ve tadilatında tesis sahibinin yanı sıra tekne sahibi de yüksek tutarlı ve metre üzerinden hesaplanan cezaların muhatabı hâline getirilmektedir.
Yat limanları, barınma yerleri ve şamandıra sistemleri de büyük ticari limanlarla aynı geniş yaptırım düzenlemesi içinde değerlendirilmiştir.
Bütün bu hükümler, deniz turizmi sektörünün kendine özgü yapısı dikkate alınmadan hazırlanmıştır.
TALEBİMİZ AÇIKTIR
7590 sayılı Kanun’un deniz turizmi sektörünü ilgilendiren hükümleri acilen yeniden ele alınmalıdır.
1. Deniz turizmi araçları büyük ticaret gemilerinden ayrılmalıdır
2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamındaki deniz turizmi araçları için ayrı ve açık bir yaptırım sistemi kurulmalıdır.
2. Gemiadamı cezaları kademelendirilmelidir
Cezalar; geminin boyu ve grostonu, yolcu kapasitesi, sefer bölgesi, geminin faaliyet türü, eksik personelin görevi, ihlalin oluşturduğu gerçek emniyet riski, ilk ihlal veya tekrar olup olmadığı dikkate alınarak belirlenmelidir.
3. 250.000 TL sabit ceza kaldırılmalıdır
Bu tutar, küçük ve orta ölçekli deniz turizmi işletmeleri için uygulanabilir değildir. Sabit ceza yerine alt ve üst sınırı bulunan, kusur ve ölçek esaslı bir sistem oluşturulmalıdır.
4. İlk ihlalde düzeltme süresi verilmelidir
Can güvenliği açısından yakın ve açık tehlike oluşturmayan eksikliklerde, işletmeye eksikliği gidermesi için makul süre tanınmalıdır.
5. Mücbir sebep ve geçici personel eksikliği düzenlenmelidir
Hastalık, kaza, acil ayrılış, ölüm ve idari belge gecikmesi gibi durumlar için açık istisna ve tamamlama süresi getirilmelidir.
6. Deniz turizmi işletmeleri istihdam desteklerine dahil edilmelidir
Karadaki turizm işletmelerine tanınan prim ve istihdam desteklerinden, turizm işletmesi belgeli deniz turizmi işletmeleri de yararlanmalıdır.
7. Sektöre geçiş süresi tanınmalıdır
Ağır yaptırımların uygulanması, sektörün bilgilendirileceği ve uyum sağlayacağı makul bir tarihe ertelenmelidir.
TÜM DENİZCİLİK KURUMLARINI ORTAK TAVIR ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ
Bu konu yalnızca Bodrum’un, Muğla’nın veya Ege’nin meselesi değildir.
Bu düzenleme; İstanbul’daki yat işletmecisini, Marmaris’teki guletçiyi, Fethiye’deki tur teknesini, Antalya’daki günübirlik deniz turizmi işletmesini, İzmir’deki marinayı, Karadeniz’deki küçük ticari tekneyi, bütün kıyı kentlerindeki deniz emekçilerini doğrudan ilgilendirmektedir.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nı, Denizcilik Federasyonu’nu, kuruluş çalışmaları devam eden Yatçılık Federasyonu’nu, turizm birliklerini, kooperatifleri, meslek kuruluşlarını ve bütün denizcilik sivil toplum örgütlerini aynı açıklıkta, aynı kararlılıkla ve ortak bir sesle tepki göstermeye davet ediyoruz.
Bu mesele kurumlar arası görünürlük veya temsil yarışı değildir.
Bu mesele, Türkiye’nin deniz turizmi sektörünün varlığını, rekabet gücünü, istihdamını ve geleceğini koruma meselesidir.
Bugün sessiz kalınırsa, yarın uygulanacak cezalar yalnızca tekne sahiplerini değil, bütün kıyı ekonomisini vuracaktır.
EGE DENİZCİLİĞİ SESSİZ KALMAYACAKTIR
Geçmişte sektörlerin örgütlü ve kararlı biçimde itiraz ettiği düzenlemeler yeniden ele alınmış, hatalı hükümler düzeltilmiştir. Bugün aynı demokratik ve hukuki hakkı Ege denizciliği de kullanacaktır.
Bodrum’dan Marmaris’e, Fethiye’den İzmir’e, Antalya’dan İstanbul’a kadar bütün denizcilik camiasını ortak akılla hareket etmeye çağırıyoruz.
Biz ayrıcalık istemiyoruz.
Biz denetimsizlik istemiyoruz.
Biz cezasızlık istemiyoruz.
Biz adalet istiyoruz.
Biz ölçü istiyoruz.
Biz sektörün gerçekliğini gören bir mevzuat istiyoruz.
7590 sayılı Kanun’un deniz turizmine ilişkin ölçüsüz hükümleri yeniden düzenlenene kadar, bu konuyu kamuoyunun ve yetkili makamların gündeminde tutacağız.
Denizde güvenlik tartışılmaz.
Ancak 20 metrelik turizm teknesiyle binlerce grostonluk gemi aynı ceza terazisine konulamaz.
Türkiye deniz turizmi susturulamaz, yok sayılamaz ve ağır cezalar altında ezilemez.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Bodrum Denizciler Derneği Yönetim Kurulu adına
Tuna Altunkaya
Yönetim Kurulu Başkanı